25/07/2022

Eşcinsellik

Dikkat:

Bu konuya girmeden önce, tasavvuftan feyz almaya gayret eden psikolojinin çok önemli bir ilkesini hatırlatmak istiyorum. İnsan olması dolayısıyla her insan mübarek, Hazret-i İnsan’dır. Tasavvuf terbiyesi ise bizleri başkalarının kusurlarını değil, kendi kusurlarımızı görmeye yönlendirir. Bu sebeple bir eşcinselin kendini içinde en rahat hissedebileceği topluluk, tasavvuf meclisidir. Kusur görmeme, görünce de ısrar etmeme üzerine terbiye almış dervişler, tüm insanların karşısında nasıl duruyorlarsa eşcinsel bir kimsenin karşısında da öyle dururlar. Mürşid-i Kâmil’in nazarı mevzuuna hiç girmiyorum; haddim olmayarak bu bahse girseydim, bu yazımızı okuyan eşcinsel kardeşlerim tarifsiz güzel hâller ile ağlarlardı. Fakat doktor olmak hasebiyle, kusur görüp haz almak için değil; acı çeken insanlara yardım etmek amacıyla bu konuya tüm yönleriyle temas etmek durumundayız.

Eşcinsellik Bahsine Güncel Bir Bakış

Bugün, hem kadınlarda hem de erkekler arası eşcinsellikte 2009’dan itibaren fark edilir bir artış görülmektedir. 1990’dan itibaren genç kadınlar arasında “en az bir kadınla ilişki” oranı 3 misline çıkmıştır; erkeklerde de benzer artış müşahede edilmektedir. 2009’da %4,5 olan erkek erkeğe eşcinsel ilişki 2016’da %8,3’e yükselmiştir. Kadınlarda aynı oran %10,2’den %14,1’e gelmiştir.

2009’dan itibarenki bu artışı diğer psikolojik parametrelere (depresyon, anksiyete vb.) paralel görebiliriz; İnternet Nesli kitabının yazarı Jean Twenge, bütün bu olumsuz değişimleri 2012’de akıllı telefonların yaygınlaşması ile açıklar. Bu kadar kısa zaman içerisinde böyle bir artış, eşcinsellik üzerine öne sürülen genetik teorileri (“doğuştandır” teorilerini) tamamen çürütür ve başka sebepler aramamıza yol açar; bazı eşcinsel araştırmacılar tarafından öne sürülen, eşcinselliğin genetik temellere dayandığı teorisi bugüne kadar kabul görmemiştir. Eşcinsel lobisinin bütün dünyada sürdürdüğü normalleştirme, kabul ettirme çabaları bu sonuçları açıklar. Cep telefonu ekranı, bizim “Matrix Sendromu” diye tanımladığımız sanal bağımlılığın ana giriş kapısıdır ve Matrix dünyası olabildiğince edepsiz, ahlaksız ve kaotiktir.

2018’de Avrupa Parlamentosu 435 oya karşı 109 oyla eşcinsellere yapılan “conversion/değişim” terapisini kabul etmeyerek kendisine bağlı ülkelerden böyle bir terapinin yasaklanmasını istemiştir ve İsviçre, Almanya gibi bazı ülkeler bu yasağı tatbik etmişlerdir. Size bu sayfada Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili kitabımızda yer verdiğimiz “Eşcinsellik” yazısını ve bazı yeni katkılarımızı sunacağız. Bu süreçte bazı değişiklikler oldu. Bunlardan biri, tedaviyi kendileri talep eden eşcinsellere uygulanan terapinin “adı”dır. O tarihlerde İngilizce’den çevirerek kullandığımız “Onarım Terapisi” yerine “Talep Üzerine Eşcinsellik Terapisi” tabiri daha uygun görünüyor.

Bu konuda son olarak Avrupa’da ve kısmen ABD’de meydana çıkan bazı gelişmelere dikkatinizi çekmek isteriz. Mart 2018’de Avrupa Parlamentosu 435 oya karşı 109 oyla eşcinsellere yapılan “conversion/değişim” terapisini kabul etmeyerek kendisine bağlı ülkelerden böyle bir terapinin yasaklanmasını istemiştir ve İsviçre, Almanya gibi bazı ülkeler bu yasağı tatbik etmişlerdir. Bu şu manaya gelir: Diyelim ki 16-20 yaşları arasında bir ergen, Matrix’in, internetin kışkırtması ile bazı eşcinsel ilişkilerde bulundu ve sonrasında iğrenerek vazgeçti ve yardım arıyor; karşısına çıkan her terapist “Hayır, ben sana yardım edemem, sen böyle doğdun, bunun tedavisi yoktur.” diyor. Nitekim maalesef Türkiye’mizde de böyle konuşan psikolog ve psikiyatristler var; farkına varmadan Batı’nın taklitçisi olarak veya daha kötüsü, bal gibi bilerek yalan söylüyorlar ve meslek ahdini çiğniyorlar. Yasa koyucunun bu durumu artık görüp böyle söylemleri suç kapsamına alması lazım; yoksa fazla geçmeden tam tersi olacak ve bizde de yardım terapisi yasaklanacak. Bakın, çökmekte olan bir Batı medeniyetinin kenarında yaşıyoruz; bu, mübarek olup da mübarekliklerini bilmeyen insanların hayat tarzı, sadece çevreyi yok etmekle kalmıyor, insanlığı da ifsad ediyor.

Bu durumdan muzdarip olan ana babalar, devletin tedbir alması için, kendi çocukları da tehlikede olan milletvekillerine ve hatta CİMER’e müracaat etsinler.

Peki bu gidişata karşı ne yapabiliriz? Size burada sunduğumuz grafik, 2016 yılına kadar olan yükselişi gösteriyor; bize başvuran ebeveynlerin ve eşcinsellerin kendi talepleri, her geçen gün bu durumun daha da vahamet kazandığını düşündürüyor. Öncelikle küresel çapta büyük bir oyunla karşı karşıya olduğumuzu bilelim; “birileri” ipleri oynatıyor ve insanlık gittikçe edepsizleşiyor. Toplumun her alanına sızmış bir girişim var; politika, meslek kuruluşları, hukuk sistemi, barolar, televizyon ve sinema endüstrisi, sanat dalları, edebiyat (bu kelimeye dikkatinizi istirham ederiz), üniversiteler, büyük holdingler ve hatta din kurumları kuşatma altında. Hiçbir üniversitede “eşcinsellik” üzerine tarafsız bir araştırma yapmak artık mümkün değil; hemen “homofobi” denen saçma sapan bir tabirle yaftalanıyorsunuz. Birçok gence bu durum “insan hakları” diye yutturulmak isteniyor; halbuki bu varoluş tarzı, aşağıda açıkladığımız gibi, hayat beklentisini ortalama 20 yıl kısaltan ve sadece AIDS’e değil, bir dizi somatik ve psikolojik hastalığa sebep olan bir pandemi.

Öyleyse bu durumdan muzdarip olan ana babalar, devletin tedbir alması için, kendi çocukları da tehlikede olan milletvekillerine ve hatta CİMER’e müracaat etsinler. Son günlerde, bu tehlikenin farkına varan Rusya, kritik kararlar almıştır. Ayrıca yine bu ana babalar, psikiyatri ve psikoloji kuruluşlarına şikâyet mektupları yağdırsınlar. Acilen eşcinsellik ve diğer cinsel rahatsızlıklar üzerine bir enstitü kurulması ve terapist yetiştirilmesi lazım. Diğer yandan sivil toplum kuruluşları da böyle bir “gey hayat tarzının” ne kadar tehlikeli olduğunu farklı yollardan halka açıklasınlar. Bakın, bir Müslüman, eşcinsellik maddî ve manevî açıdan insana zarar verdiği için eşcinselliğin düşmanıdır; ama “Hazret-i İnsan” olduğu için her eşcinsel mübarektir. Dolayısıyla bütün eşcinsellere hürmet ve anlayışla yaklaşmak elzemdir; “ince” İslâm budur.

Biz edepli bir milletiz; sadece kendimize değil, dünyaya da fütüvvet ahlâkımız ile hizmet verdik ve vermeye de devam ediyoruz. Bu mevzuda da Türkiye’nin, başta İslâm âlemi olmak üzere bütün dünyaya önder olması lazım; bizden beklenen bu. İpleri ellerinde tutan bazı Matrix kodamanları kendilerini çok güçlü zannediyorlar; gelin bu oyunu bozalım; akl-ı selîm ve ahlâk-ı hamîdiyye galip gelsin; inanın, biz bunu yapmaya muktediriz.

Acilen eşcinsellik ve diğer cinsel rahatsızlıklar üzerine bir enstitü kurulması ve terapist yetiştirilmesi lazım.

Bir Müslüman, eşcinsellik maddî ve mânevî açıdan insana zarar verdiği için eşcinselliğin düşmanıdır; ama “Hazret-i İnsan“ olduğu için her eşcinsel mübârektir. Dolayısıyla bütün eşcinsellere hürmet ve anlayışla yaklaşmak elzemdir; “ince” İslâm budur.

Biz edepli bir milletiz; sadece kendimize değil, dünyaya da fütüvvet ahlâkımız ile hizmet verdik ve vermeye de devam ediyoruz. Bu mevzuda da Türkiye’nin, başta İslâm âlemi olmak üzere bütün dünyaya önder olması lazım; bizden beklenen bu.

Eşcinsellik Nedir?

Eşcinsellik, cinsel olarak kendi cinsine ilgi duymak ve cinsel isteklerini kendi cinsinden kimselerle yatıştırmak huyunda olmaktır.

Bu konuyla ilgili bazı kavramlar:

  • Gey: Eşcinselliğini problem etmeyen, hatta bundan onur duyan kişi.

  • Pedofili: Ergenlik öncesi çocuklara düşkünlük.

  • Hebefili: Ergenlik sonrası çocuklara düşkünlük.

  • Biseksüel: Hem kendi cinsiyle hem de karşı cinsle ilişki kuranlar.

  • Travesti: Kadın (veya erkek) kıyafeti giyen eşcinseller.

  • Transseksüel: Kendi biyolojik, fıtrî cinsiyetini benimsemeyen; fıtrî hâline yoğun bir tepki hisseden kişi.

  • Çocuklukta Cinsel Kimlik Uyumsuzluğu (Gender Identity Disorder of Childhood): Çocuğun kendi bedenini ve benliğini biyolojik yapısının aksine, karşı cins gibi algılaması ve davranışlarında buna uygun tarzda yönelişi.

  • Androjen: Erkek ve kadın özelliklerinin kombinasyonu.

  • Homofobi: Eşcinsellere yönelik kaygılı duygular taşımak.

Eşcinselliğin Tipleri

Eşcinsellik denilince tek tip bir durumdan bahsetmek zordur. Çeşitli eşcinsel tipleri vardır. Aile dinamiği, kültür ve kişilik yapısı gibi birçok parametreye göre eşcinsellik tipleri değişebilir.

a) Açıkça yaşanan ego-sintonik eşcinsellik:
Bu durumdaki kişilerin ilk bakışta ahlâkî, vicdânî, aklî bir problem yaşamadıklarını görürüz; utanç da hissetmezler. Giyim-kuşam ve hayat tarzları, alt kültür davranış/ritüelleri ile eşcinselliklerini hem sergiler hem de özellikle vurgularlar. Uygun “eş” bulduklarında ise çekinmeden beraber olurlar.

b) Gizli yaşanan/hissedilen ego-distonik eşcinsellik:
Bu durumda kişinin mantığı, sağduyusu ve vicdanı, durumuna sürekli karşı çıkar. Kişi kendiyle sanki savaş hâlindedir; zaman içerisinde depresyon, kronik kaygı, bağımlılık gibi ikincil patolojiler müşahede edilebilir. Bu grup kabaca, fiiliyata dökenler ve dökmeyenler olarak ikiye ayrılabilir.

c) Geçici eşcinsellik:
Özellikle ergenlerde görülen, geçiş dönemi eşcinsel duygu ve dürtüler. Bu grup da fiiliyata dökenler ve dökmeyenler olarak ikiye ayrılabilir.

d) Durumsal eşcinsellik:
Hapishane, manastır ve benzeri örnekler.

e) Patolojilere paralel giden eşcinsellik:
Sınır rahatsızlık (BL), manik/hipomanik hâller ve psikozlar çerçevesinde görülen eşcinsellik.

f) Geçici yasak ilişkiler çerçevesinde yaşanan eşcinsellik:
Mesela evli bir erkek veya hanımın kaçamakları. Genelde ego-distonik yapıdadır. Travesti tutkunları vb.

g) Oğlancı/sübyancılar.

h) İçinde yaşanan toplumun ve zamanın tesiri ile neredeyse “zoraki” yaşanan eşcinsel eylemler:
Varoluşçuların “varoluş özgürlüğünü doya doya yaşama” eşcinselliği; Avrupa’da ergen ve genç erkeklerin cinsel ilişkiye girmek isteyen kızlara “Lezbiyen tecrüben var mı?” diye sormaları ve yanıt “hayır” ise “Seninle yatmam” tehdidi gibi.

i) Sanal alanda çok yönlü/sapık temayüller esnasında yaşanan sadist, mazoşist, fetişist ve eşcinsel yaşantılar ve bunların sporadik olarak fiiliyata dönüşmesi.

Psikiyatrinin ve Psikolojinin Eşcinselliğe Yaklaşımı

Psikoloji biliminin üç büyük öncüsü olan Freud, Jung ve Adler eşcinselliği kısmen doğal, kısmen de patolojik bir durum olarak görmüşlerdir. Neticede hem Freud hem de Jung, eşcinselliği kısmi bir hastalık/patoloji olarak görür ve oluşturdukları teori çerçevesinde her hâlükârda yetersiz bir gelişim olarak telakki ederler. Adler ise, eşcinselliği bir sapıklık olarak tanımlar.

Carl Gustav Jung’a göre

C. G. Jung, Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı kitabının 1989 tarihli orijinal Almanca 7. baskısının 86. sayfasında, eşcinselliğe değinir ve erkek kimliğinin “anima” ile ilişkisini anlatır. Merkezî anne arketipinin etrafında olan anima, eğer bir erkekte fazla gelişirse onun karakterini yumuşatır ve onu hassas, asabi, fevri, kıskanç ve uyumsuz yapar. Jung, erkek eşcinselliğinin “anima” ile bağlantılı olduğunu söyler. Bu süreç daha ziyade hermafrodit arketipten yetersiz bir şekilde ayrışmayı temsil eder. Tek yönlü bir cinsiyet kimliğine karşı yoğun bir direnç vardır. Ve Jung, “Bu durum, aslî cinsel kimlik tamamen yok olmadıkça her zaman patolojik olmayabilir.” der. Jung, analitik psikoloji üzerine iki makalesinde eşcinsel eğilimleri “yetersiz, eksik bir gelişim süreci” olarak tanımlar. Aslında bu tanımların ötesinde eşcinsellik, Jung psikoterapi ekolünün ana amacı olan “individuation/ferdîleşme” sürecinde problem teşkil eder; zira dengeli bir animus/anima yapısı ferdîleşmenin olmazsa olmaz koşuludur.

Alfred Adler’e göre

A. Adler, Eşcinsellik Üzerine adlı kitabında eşcinselliği cinsel sapıklıklar kategorisinde değerlendirmiştir (Adler A., Eşcinsellik Üzerine, Say Yay.). Bu kategoride yer alan tüm cinsel sapıklıkların (eşcinsellik, sadizm, mazoşizm, mastürbasyon, fetişizm vb.) ortak özellikleri özetle şunlardır:

  1. Her sapıklık, erkekle kadın arasındaki büyümüş ruhsal uzaklığın dışavurumudur.

  2. Her sapıklık, normal cinsellik rolünün benimsenmesine karşı açığa vurulan başkaldırı; sapık kişinin zayıflamış kişilik duygusunu güçlendirmeye yönelik planlı ama bilinçdışı bir çabadır.

  3. Sapıklarda normal partneri değersizleştirme eğilimi hiç eksik değildir; partnere kin ve savaş öne çıkar.

  4. Erkeklerdeki sapıklık eğilimi, kadının aşırı değerlendirilmiş gücü karşısındaki aşağılık duygusunu gidermek için başvurulan kompanzasyon çabasıdır; kadınlarda tersi.

  5. Sapıklık, aşırı duyarlılık, ileri derece hırs ve inatçılığın bulunduğu ruhsal yaşamdan doğar.

Sigmund Freud’a göre

S. Freud’a göre insan, yaradılış itibarıyla sadece cinsel organlarla sınırlı olmayan, tüm bedene yayılmış bir uyarılma/haz alma sistemidir. Polimorf pervers yapı yeterince uyarıldığında bedenin her bölgesini cinsel bir hazla tatmin eder. Bebek, ilk uyarılmayı anneden süt emerken ağız bölgesinde yaşar (oral), sonra anal bölgeye kaydırır, sonunda da haz arayışı cinsel bölgelere odaklanır (genital). Freud’a göre bu genel cinsel uyarılma ihtiyacının sadece cinsel bölgelerle sınırlı kalması doğal olmayan bir zorlamadır; sorumlusu ebeveynlerin yanlış eğitimidir. Bu teoriden yola çıkarsak, Freud’a göre insan yapısal olarak “çift cinsli”dir (constitutional bisexuality); homo-erotizm, hetero-erotizme göre daha düşük bir gelişim evresidir. Özetle Freud, eşcinselliği “gelişimi engelleyen, güdük bırakan (stunted) psikoseksüel bir süreç” olarak görür.

Eşcinselliğe Bakışın Zaman İçerisindeki Değişimi

  1. Dünya Savaşı sonrası “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi”nin seküler temelli yorumları eşcinseller için meşrulaşma zemini doğurdu. “Gey Özgürlük Hareketi” 1969 Stonewall ile başlar. Medya ve kültür endüstrisi üzerinden yürütülen stratejilerle toplumsal algı değiştirildi.

1952’de DSM’de eşcinsellik “sosyopatik kişilik bozuklukları” altında iken, 1973’te listeden çıkarıldı. Sonrasında konu üzerine tarafsız bilimsel çalışma yapmak zorlaştı; muhalifler “homofob” diye yaftalandı. Gey taraftarı araştırmacılar “Born that way” tezini güçlendirmek için biyolojik çalışmalara ağırlık verdi.

Kullanılan stratejiler (özet):

  • Film/TV’de sempati uyandırma; ünlü figürler üzerinden normalleştirme.

  • Politik alana sızma ve mevzuat girişimleri.

  • Dini yeniden yorumlayan yapılarla ittifak.

  • Üniversite ve hukuk sistemine nüfuz.

  • Kurumsal finansmanla STK’lara etki.

1988’de ABD’de yetişkinlerin %75’i eşcinsel ilişkiye karşıyken 1998’de bu %55’e düştü; erkek eşcinsel temas %1,7’den %4,1’e yükseldi.

Eşcinselliğe Paralel Giden Patolojiler

Eşcinsellerde (özellikle erkeklerde) hiper-promisküite yaygındır. Çeşitli çalışmalar, %43’ünün hayatları boyunca 500+, %28’inin 1000+ partner bildirdiğini; ilişkilerin önemli kısmının yabancılarla ve tek gecelik olduğunu belirtir.

  • Yaşam beklentisi ~20 yıl kısalır; ortalama ölüm yaşı 42’dir (yalnız %24’ü 65’i aşar).

  • Cinayete kurban gitme riski 100 kat fazladır.

  • CYBH görülme oranı %78’dir.

Zührevî hastalıklar:

  • Gonore ve frengide oranlar genel nüfusa göre çok yüksektir.
    Hepatit A/B:

  • San Francisco’da eşcinsellerde %70–80.
    “Eşcinsel Bağırsak Sendromu”:

  • Çeşitli enfeksiyonlar ve mekanik lezyonlar.
    AIDS:

  • 1992 ABD’de vakaların %53’ü eşcinsel/biseksüel; 2001–2005 arasında erkek eşcinsellerde %13 artış.

Eşcinselliğe Paralel Giden Psikolojik Rahatsızlıklar

Depresyon, anksiyete, sadizm/mazoşizm, intihar ve bağımlılık oranları anlamlı derecede yüksektir. Bu durum, Hollanda ve Yeni Zelanda gibi hoşgörülü toplumlarda dahi gözlenmiştir; dolayısıyla yalnızca “homofobi” ile açıklanamaz.

  • İntihar oranı heteroseksüellere göre 19 kat fazla.

  • Alkol bağımlılığı %25–33.

  • Gençlerde madde kullanımı heteroseksüellere kıyasla çok daha yüksek.

Toplumsal Gidişat

“Savunma duvarı” (akıl, mantık, vicdan, akl-ı selîm) yıkıldığında normların erozyonu hızlanır. Eşcinsel haklarından evlilik, evlat edinme, okul kulüpleri, pornografinin “güvenli cinsellik” diye okullara kadar sokulmasına uzanan süreç örneklenmiştir.

  • NAMBLA örneği ve pedofili tartışmaları.

  • GLSEN ve okul içi programlar bağlamında “fistgate” skandalı.

  • Medya/akademi/hukuk üzerinden normların dönüştürülmesi.

Bir Afrika atasözü: “Niye inşa edildiğini bilmeden, bir duvarı yıkma.”

Eşcinselliğin Çıkış Teorileri

Özet formül: Genetik yapı + MSS nöroanatomisi/fizyolojisi + doğum öncesi hormonel tesirler = mizaç; ebeveyn/kardeş ilişkileri + çocukluk/ergenlik tecrübeleri = çevre; çevre + mizaç = eşcinsel yönelim.

a) Genetik: 1993 Hamer (Xq28) çalışması yüksek sesle duyuruldu; sonraki çalışmalar (Sanders 1998, Hu) doğrulamadı. Hamer dahi cinsel yönelimin büyük kısmının kalıtıma indirgenemeyeceğini belirtir.

b) Nöroanatomik: LeVay (1991) INAH-3 farkı iddiası; takip çalışmalar teyit etmedi.

c) İkiz çalışmaları: İlk yüksek oranlar sonraki çalışmalarda çok daha düşük bulundu.

d) Nöroendokrin: 2D:4D vb. göstergelerde anlamlı ve tutarlı sonuç yok.

e) Doğum sırası/erkek kardeş etkisi: Blanchard & Klassen hipotezi tutarlılık sorunu nedeniyle eleştirildi.

f) Taciz/çocukluk travmaları: Yeni Zelanda çalışması; eşcinsellerde 3 kat daha fazla.

Sonuç: Tek neden yoktur; “böyle doğdun” demek bilimsel olarak yetersiz/ideolojiktir.

Eşcinsellik ve Psikoterapi

Yaklaşımımız, motivasyonu olan ve benzer değerler sistemini paylaşan danışanlara yönelik **“Talep Üzerine Eşcinsellik Terapisi”**dir (eski adıyla onarım terapisi). Egosintonik yaşayanlar için onaylayıcı terapi seçimi kendi tasarruflarıdır; ama değişim isteyenlerin de bu hakkı vardır.

Seçim meselesi: Eğilim seçilmeyebilir; fakat fiiliyatı ve hayat tarzı, irade/sağduyu/vicdanla ilişkilidir.

Etkinlik: Spitzer’in 16 ay terapi görmüş 247 kişiyle çalışmasında 200 katılımcı karşı cinse yönelimde artış bildirmiştir; motivasyon nedenleri arasında duygusal doyum eksikliği, dinî inançlarla bağdaşmama ve evlilik isteği öne çıkmıştır.

Eşcinsellik ve Ebeveyn İlişkileri

Baba/oğul ilişkisi:
Kız çocuğu anne ile birincil özdeşimde kalırken, erkek çocuğun baba ile sağlam bir köprü kurması gerekir. Baba yokluğu/menfiliği, narsisistik/ayrımcı tutumlar sorun yaratır. Anne-oğul ilişkisinde aşırı kontrol/koruma ve “kötü babaya karşı ittifak” görülebilir.

Olumlu baba katkıları:
Girişkenlik, kararlılık, beden dili, el becerileri, fütüvvet, yiğitlik, zulme boyun eğmemek, zayıflar için fedakârlık. Toplumsal geçiş ritüelleri (sünnet, izcilik, av, balıkçılık) destekleyicidir.

Köprü kurulamazsa savunmacı kopma, inatlaşma ve erkek dünyasından uzaklaşma görülebilir; ergenlikle birlikte erotizasyon ve dış etkiler (internet/medya) tabloyu ağırlaştırır.

Nefs Psikolojisi’ne Göre Eşcinsel Temayül

Patolojik olmayan, doğuştan gelen celâl/cemâl farklılığı olabilir. İnce ruhlu, sanata yatkın çocuklar celâl ağırlıklı kültürlerde dışlanabilir. Bu da yabancılaşmayı ve yanlış yönelimleri besleyebilir. Terapi sürecinde varoluşa yeni boyutlar (sanat, edebiyat, estetik, mûsikî, hizmet) açmak tavsiye edilir.

Nefs Psikolojisi, içimizdeki celâl ve cemâl potansiyellerinin tekâmülünü ve sonunda “Ruh Çocuğu”nun doğumunu hedefler. Cinsellik, tekâmül merdiveninin sadece bir basamağıdır; ikinci merkezde takılı kalmak tekâmülü baltalar. “Ölmeden önce ölmek” düsturuyla rolleri terk etmek gerekir; eşcinsel rolünün sönmesi de bu ölümlerden biridir.

“Bu dünya ol âhiretten içeru / Âşıkın yeri var kimseler bilmez / Yûnus öldü diye selâ verirler / Ölen hayvân imiş âşıklar ölmez.”

Eşcinsellik üzerine kaleme aldığım bu yazıda birçok insanî zaaftan, doktor olmam hasebiyle, istemeden, vazife gereği söz ettim. Olgun bir Müslüman kusur görmez, kusur örter. Eğer kalp kırdımsa beni affedin, benim rezilliğime verin. Vesselam.

Burada yazdıklarımızın tamamına; detaylarına ve referanslarına Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili kitabımızın 532–552. sayfalarından ya da şu PDF’ten ulaşabilirsiniz:
Mustafa Merter, Nefs Psikolojisi, Eşcinsellik bahsi, s. 532–552

Son Yazılar
Öne Çıkan Gönderiler