Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça sorulan soruları sizin için derledik, güvenilir yanıtlarla yanınızdayız.

Sağlıklı Cinsel Yaşam Nasıl Olur?

Cinsel yaşam, bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal açıdan bir bütün olarak ele alınması yoluyla, kişilik, iletişim ve sevginin zenginleşmesi ve güçlenmesidir.
Biyolojik, Psikolojik, Sosyal, Kültürel, Geleneksel, Ahlaki, Dini, Antropolojik, Politik, Ekonomik bileşenleri olan hayatın önemli bir parçasıdır.

Cinselliğin nasıl yaşanacağını, kiminle yaşanacağını, ne zaman, nerede ve nasıl olacağını; nasıl uyarılıp nasıl doyuma ulaşılacağını insan psikolojisi ve yukarıda sayılı diğer bileşenler belirler.

İnsan psikolojisini oluşturan temel tutumlar, kişilik özellikleri, duygular, bilişsel işlevler, geçmiş yaşantılar, travmalar, öğrenilmiş davranış modelleri kişinin cinselliğe yaklaşımını ve seçimlerini de belirler.

Kişilerin yetiştiği ve içinde yaşadığı aile, yakın çevre, alt kültür ve toplumsal yapı, gelenekler ile dini inanç ve ahlaki tutumlar da cinsel tutum ve davranışları belirler.

Cinsel sağlık, genel sağlık açısından toplumu en çok ilgilendiren konulardan biridir.

Eşcinsellik nedir?

İkincil somatik ve psikolojik hastalıklara sebep olan gelişim bozukluğudur.

Ne sıklıkta karşılaşılır?

Hewitt tarafından 1998 yılında yapılan bir literatür taramasında, 1970–1994 yılları arasında eşcinselliğin sıklığı incelenmiş ve eşcinselliğin; “açık tercihi eşcinsel”, “baskılanmış, tercihi eşcinsel”, “biseksüel”, “deneysel eşcinsel” ve “durumsal eşcinsel” şeklinde 5 kategori altında toplanabileceği sonucuna varılmıştır.

Mosher, Chandra ve Jones tarafından 2005 yılında yapılan bir çalışmada, 18–44 yaş arası erkeklerin %90’ı kendini heteroseksüel olarak, %2.3’ü homoseksüel olarak, %1.8’i biseksüel olarak, %3.9’u “diğer” olarak tanımlamaktadır. Aynı yaş grubundaki kadınların %90’ı heteroseksüel, %1.3’ü homoseksüel, %2.8’i biseksüel, %3.8’i ise “diğer” olarak tanımlamaktadır.

İnsan popülasyonları içindeki eşcinsellik ve eşcinsel davranış oranları yaklaşık olarak %2–10 arasında seyretmektedir diyebiliriz. Genel eğilim, bu oranın artması yönünde olduğunu söylemek mümkün.

Bir araştırmaya göre, ABD’de 1990’dan itibaren genç kadınlar arasındaki, en az bir kadınla ilişki üç misline çıkmıştır; erkeklerde de benzer bir artış müşahede edilmektedir. 2009’da %4.5 olan erkek erkekte eşcinsel ilişki, 2016’da %8.2’ye yükselmiştir. Kadınlarda aynı oran %10.2’den %14.1’e gelmiştir (Twenge J., 2017).

Türkiye’de ise bu oranların ABD’de olduğundan çok daha düşük olduğu tahmin edilmektedir.

Yapılan bazı anket çalışmaları ve istatistikî veriler gerçeği yansıtmamaktadır. Güvenilir alan taramaları ile acilen mevcut durumun tespiti yapılmalıdır.

 
 

 

Eşcinsellik bir hastalık mıdır?

Evet, tedavi edilebilir bir hastalıktır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupa (ICD) eşcinselliğin sapkınlık/sapıklık olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlar, ancak anormal bir davranış olmadığını söylememişlerdir.

Yani “eşcinsellik normal dışı bir davranıştır, sapkınlık değildir” demişlerdir.

Eşcinsellik sebepleri nelerdir?

Çocuk ve ergenlik yaşlarda, seçilen rol modellerin yanlış olması. Aile içinde bireylerin rollerinin karışması, annenin baba; babanın anne gibi rol üstlenmesi. Çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim; taciz veya tecavüze maruz kalmak.

Ciddi aile içi sorunlar, anne babanın birbirine karşı tutum hatalarının aşırılığı. Aşırı otoriter bir baba ya da annenin varlığı. Baba veya benzeri figürlerinin çocuğun hayatında olmaması. Çocuğun aşırı duygusal veya içine kapalı bir yapıya sahip olması. Erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus gibi başarısız ve aşırı sorunlu cinsel deneyimler olması.

Aile içinde erkek çocukların kız, kız çocuklarında erkek gibi yetiştirilmesi. Ailenin çocuğun cinsiyetinden memnuniyetsizliğinin değişik şekillerde gösterilmesi. Ebeveynler başta olmak üzere yakın çevrede eşcinsel eğilimleri olan kişi veya kişilerin modellenmesi ve örnek alınması.

Toplum genelinde bu tür davranış ve eğilimlerin normalize edilmesi. Ahlaki değerlerin yozlaşmaya başlaması, mahremiyet algısının bozulması. Hemcinsleri arasında çocuk ve ergenlik yaşlarında kabul görmeyip karşı cinsle yakın arkadaşlıklar sürdürmesi. Geleneksel ve sosyal medyanın eşcinselliği özendirici yayınları.

Ergenlikte aile büyüklerine tepkisel davranış olarak da ortaya çıkabilir. Çocuklar ve gençler üzerinde cinsiyetsizleştirilmiş oyun ve çizgi film, film karakterlerinin ön plana çıkarılması.

Hormonal bozukluklar da buna sebep olabilecek beslenme bozukluğu ve hazır gıda sayılabilir. Çeşitli uyuşturucu madde kullanımları. Kişide eşcinsel bir yönelim varsa; sağlıksız bir aile yapısı, büyük olasılıkla sorunlu bir çocukluk ve cinsel travma öyküsü de vardır.

Lezbiyen nedir?

Kadın eşcinsel anlamına gelen lezbiyen kelimesi 1800’lü yıllardan beri kullanılmaktadır. Bu kelimenin kökeni eşcinsel kadın şair Sappho’nun memleketi Lesbos (Midilli) Adası’na dayanır.

Lezbiyen kelimesi de “Lesboslu” anlamına gelir. Kadının kadına olan cinsel ve duygusal yönelimidir. Bu eşcinsel davranışa bir kimlik kazandırma çabasıdır.

Gay nedir?

“gey” sözcüğü Fransızca gai kökünden gelmektedir. Aslen “umursamaz” anlamındadır. “gey” tabiri 1960’lı yıllardan itibaren erkek eşcinseller tarafından kendilerini tanımlamak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. Erkeğin erkeğe olan cinsel ve duygusal yönelimidir. Bu eşcinsel davranışa bir kimlik kazandırma çabasıdır.

Transeksüel nedir?

Transeksüel, kendisini karşı cinse ait hisseden, karşı cinse giyim ve davranış olarak benzeme isteği duyan veya kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hisseden kişilere verilen addır.

Biseksüellik nedir?

Hayatlarının belirli dönemlerinde her iki cinsiyetten kişilere karşı cinsel olarak ilgi duyan veya duygusal ilişki içine girme potansiyeli yaşayan kişiler biseksüel olarak tanımlanır.

Eşcinsellik doğuştan mı gelir?

Hayır, doğuştan gelmez. Doğuştan geldiğine inanma çabaları tedavi edilebilirlik gerçeğini gizlemek ve kabul ve anlayış kazanma girişimlerindendir.

Bugüne kadar homoseksüellikle ilgili spesifik bir gen bulunamadı ve araştırmacılar lezbiyenlerde herhangi bir genetik bölgeyle bağlantıları tespit edemediler (Veniegas & Conley, 2000).

İnsanlarda eşcinselliğin genetik araştırmalarından elde edilen bulgular kafa karıştırıcı – en kötü ihtimalle çelişkili ve en iyi ihtimalle kışkırtıcı – eşcinselliğin belirgin bir genetik temeli için net, güçlü ve ikna edici kanıtlar bulunamamıştır (Byne, 1994; McGuire, 1995; Nuffield Council on Bioethics, 2001).

Eşcinsellik savunucuları da artık genetik sebebe dayandırma davranışından geri adım atmaya başlamışlardır.

Eşcinsellik ne zaman başlar?

Genelde 2 yaşındaki çocuklarda kız/erkek ayrımı görülür. Özellikle çocukların 0–6 yaş ve ergenlik döneminde kendi cinsiyet rollerine uygun olmayan davranışlar öncü bulgular olabilir.

Cinsel kimlik, ergenlik döneminin başlangıcında daha da şekillenmeye ve anlamlanmaya başlar. Ergenlikte eşcinsel olmaya dair korku ve takıntılar yaygındır. Hatta hemcinsleriyle olan yakın ilişkilerinde kendileri de kuşkuya kapılabilir.

Bu durum daha çok kızlarda ve geçici bir durumdur. Bunu eşcinsel olduğu şeklinde yorumlayarak genç bu korku ve düşüncesini destekleyebilecek bilgi ve davranışların peşine yanlışlıkla düşebilir.

Çocukluk ve ergenlikteki eşcinsel eğilimler ileriki yaşlarda düzelir mi?

Cinsel terapistler, cinsel kimlik gelişiminin çocukluktan itibaren aseksüalite, biseksüalite ve heteroseksüalite şeklinde bir sıra izlediği inancındadır.

Yani cinsel kimlik gelişiminin tamamlanması ve heteroseksüel ilişkilerin kurulması; aseksüel ve biseksüel evrelerden geçerek, bu evrelerdeki sorunlar aşılarak sağlanmaktadır.

Geçici eşcinsellik kaygısı yaşayan ergenler, sağlıklı ya da sağlıksız bir seçim yapmak zorunda hissedebilirler. Eğer sağlıklı bir ortamda arkadaşlık ilişkileri yaşayabilirlerse, ailenin sevgisini koşulsuz olarak hissedebilirlerse, eşcinsel ortam ve yayın ve kabullere kapılmazlar ise normal dışı eğilimler zamanla azalacak ve ortadan kalkacaktır.

Ancak, kendi kabuklarına çekildikleri ve çaba göstermedikleri takdirde, eşcinsel olma seçimine yönelme riskleri mevcuttur.

Ebeveynlerin bir an önce bir çocuk psikiyatristinden yardım almalarında yarar vardır çünkü mevcut çalışmalar erken yaşta tanı konulan olguların sadece %12’sinde ilerleyen süreçte cinsel kimlik farklılığı yaşandığını ortaya çıkarmıştır. Geç yaşta yani ergenlikte tanı konulanların ise %75 oranında bu farklılığı yaşadığı saptanmıştır.

Çocuklarda Eşcinsellik nasıl anlaşılır?

Çocuklarda, bu durum karşı cinsin kıyafetlerini seçmesi, kendi cinsiyetine özgü kıyafetleri istememesi, hayali oyunlarda biyolojik cinsiyetinin dışında rol üstlenmesi, sürekli karşı cinsten olan arkadaşları oyun arkadaşı olarak seçmek istemesi gibi özelliklerle seyreden bir durum gözlenmesi ve bunun uzun süre devam etmesiyle kendini belli etmeye başlar.

Erkek çocuklardan hemcinslerinden çekinme, onlarla oynamak istememe, onların oyunlarını tercih etmeme hali vardır.

Kız çocuklarında da kız kıyafetleri ve oyuncaklarından kaçınma, erkek cinsel organına sahip olmayı arzu etme gibi durumlar görülür.

Çocuk yaş grubunda ne yapılabilir?

Psikoseksüel gelişimi iyi takip etmek ve bazı uyarıları abartmadan dikkate alma becerisiyle, erken yaş başvurularda psikoterapi ve ebeveyne danışmanlık yapma ve çevresel düzenleme öncelik taşımaktadır.

Genel olarak bu durumda izlenen çocukların %88’inde cinsel kimlik problemi kalmamaktadır.

Ergen yaş grubunda ne yapılabilir?

Ergenlikte başvuranlarda genelde uzun psikiyatrik değerlendirme yapıp hem bu konuya ait durum tespiti hem de diğer eşlik eden psikiyatrik sorunlar için yardım etmek gerekir.

Aileyi ayrıntılı ve doğru şekilde bilgilendirmek, çocuk ya da ergeni suçlama, dışlama, cezalandırma yöntemleri ile terbiye etmeye çalışmak değil; önce anlamaya çalışmaya teşvik etmek önemlidir.

Yalnız bırakılan ve cezalandırılan ergen kendini sağlıklı şekilde desteklemeyecek davranış, durumlara maruz kalıp ve yanlış kişilerle birlikte olmayı tercih edecektir.

Ergen için arkadaşlık ve bir gruba dahil olmak çok önemlidir. Bu arkadaşlık ve grup arayışlarının doğru sevecek destekleyici ilişkiler oluşturmasına ortam ve destek oluşturulmalıdır.

Eşcinselliğe eşlik eden fiziksel rahatsızlıklar nelerdir?

Yüksek HIV ve cinsel yolla bulaşan hastalık riski altında olma olasılığı rastgele ilişki sıklığının yoğun olduğu bu bireylerde 3.4 kat daha fazladır.

Avustralyalı bir cinsel yolla bulaşan hastalıklar kliniğinde yapılan bir araştırma, lezbiyenlerin HIV için yüksek riskli erkeklerle seks yapma olasılığının heteroseksüel kadınlardan üç ila dört kat daha fazla olduğunu buldu.

Yani sadece homoseksüel erkekler için olduğu düşünülen risk oranı lezbiyen kadınlarda da yüksek orandadır.

Eşcinsel erkeklerin yaşam süresiyle ilgili epidemiyolojik bir çalışmada, gey ve biseksüel erkeklerin 20 yıla kadar yaşam beklentisini kaybettiği sonucuna varmıştır.

Eşcinsel Bağırsak Sendromu / Gay Bowel Syndrom yine eşcinsellere has bir hastalıklar toplamıdır. Bu sendromda çeşitli bakteri ve virüs enfeksiyonları, makat bölgesinde mekanik nedenlere bağlı hemoroid, polip ve fistüller, yabancı cisim sokmadan kaynaklanan yırtılmalar ve iyi huylu ve habis tümörlere rastlanır.

Sperm (döl) aslında bağışıklığı azaltıcı tesirlere sahiptir, ama vajen ortamı florası buna uygundur. Anal ilişki niye bu kadar hastalığa sebep oluyor sorusunun cevabı ise çok basittir; bağırsağın son bölümü yani rektum, Rabbimiz tarafından tek yönlü bir kanal olarak yaratılmıştır.

Kas ve kan dolaşımı yapısı nedeniyle vajinaya göre farklı olduğu için çabuk zedelenir ve mikroplar kana bulaşır. Enfeksiyon ve kanserlere duyarlılık artar.

Eşcinsel genç erkekler, heteroseksüel erkeklerden neredeyse altı kat daha yüksek oranda yasadışı steroid kullanıyor. Steroid bedende tedavi dışı kullanımında ciddi hasarlar ve sorunlar başgösterir.

Hepatit A ve B (sarılık)’nin eşcinsellerde görülme oranı San Francisco’da %70–80 civarındadır.

Eşcinselliğe eşlik eden psikolojik rahatsızlıklar

Eşcinseller arasında depresyon, uyuşturucu kullanımı ve intihar girişimleri dahil olmak üzere birçok psikiyatrik hastalık oranları artmış durumdadır. Bu durum ABD’dekinden çok daha sosyal olarak kabul gördüğü Hollanda’da bile geçerlidir.

Depresyon ve uyuşturucu kullanımı, riskli cinsel uygulamalarla güçlü bir şekilde ilişkilendirilir. Hal böyle iken sadece sosyal red ya da dışlanma psikiyatrik hastalıklar için sebep olarak sunulamaz.

Archives of General Psychiatry’de yayınlanan Hollanda araştırması, gerçekten de eşcinsel davranışla ilişkili yüksek oranda psikiyatrik hastalık bulmuştur.

Görüşmeden önceki 12 ay içinde hiç eşcinsel deneyimi olmayan kontrollerle kıyasla, bu süre içinde herhangi bir eşcinsel teması olan erkeklerin majör depresyon, bipolar bozukluk, panik bozukluk, agorafobi ve obsesif kompulsif bozukluk yaşama olasılığı çok daha yüksekti.

Son 12 ay içinde herhangi bir eşcinsel teması olan kadınlara daha çok majör depresyon, sosyal fobi veya alkol bağımlılığı teşhisi kondu.

Aslında, eşcinsel temas öyküsü olanlar, çalışmada ölçülen neredeyse tüm psikiyatrik patolojilerden daha yüksek oranlara sahipti.

San Francisco Eyalet Üniversitesi’nin bildirimine göre intihar girişiminde bulunma olasılığı eşcinsel bireylerde 8.4 kat daha yüksektir. Başka bir çalışmada intihar oranları ise 19 kat daha fazladır. Yine 5.9 kat daha fazla olasılıkla ağır depresyon; yasadışı uyuşturucu kullanma olasılığı da 3.4 kat daha fazladır.

Bazı çalışmalarda %25–%33 eşcinsel alkoliktir. Uyuşturucu ve alkol bağımlılığı biseksüel gençlerde, heterolara göre %340 daha yüksektir.

Eşcinsellik tedavi olur mu?

Evet olur. “Homoseksüel eğilimlerinin üstesinden gelmeye çalışan erkekler” dünyada hızla yayılan “Gey Hakları Hareketi” tarafından görmezden gelinmektedir.

Hiç de azımsanmayacak sayıdaki “tedavi olmak isteyen homoseksüel eğilimliler”, destek alma veya terapi görme imkânlarından mahrum bırakılmaktadır.

Hatta bazı ülkelerde kanuni olarak yasaklanmış ve tedavi uygulayıcılarına cezalar verilmektedir. Türkiye’de de bu tedaviyi destekleyen ve yapan ruh sağlığı çalışanları değişik şekillerde baskı, şiddet ve saldırıya uğramaktadır.

Bu konuda yardım almaya çalışan birey ve aileler durumu kabul etmeye teşvik edilerek, yalnız bırakılmaktadır. Neyse ki bu konuda tedavi ve terapiyi üstlenen psikolog ve psikiyatristler halen var.

“Onarım Terapisi (Reparative Therapy)”nin başlıca savunucusu, 1992’de kurulan NARTH (National Association of Research and Therapy of Homosexuality) ve uzun süredir bu kuruluşun başkanlığını yürüten Dr. Joseph Nicolosi’dir. Nicolosi’nin 1991’de yayınladığı Reparative Therapy of Male Homosexuality isimli kitap ülkemizde 2008’de Erkek Homoseksüeller İçin Onarım Terapisi adıyla yayınlandı. Aynı yazarın 1993’te yayınlanmış vaka öyküleri ve 2002’de yayınlanan aile kılavuzu kitapları da vardır.

Aslında homofobi nedir?

Bu isimde herhangi bir ruhsal bozukluk yoktur.

“Homofobi” terimi genellikle aktivistler tarafından ahlaki, psikolojik veya tıbbi nedenlerle eşcinsel yaşam tarzına itiraz eden herkesi tanımlamak için kullanılır.

Teknik olarak, “fobi” bir nesneye, faaliyete veya duruma karşı mantıksız bir korkudur. Bu nedenle “homofobi” “mantıksız eşcinsellik korkusu”nu tanımlayabilir.

“Homofobi” terimi, eşcinsellik konusundaki anlaşmazlığı tanımlamak için doğru bir şekilde kullanılmıyor.

Eşcinselliğe dinlerin yaklaşımı nedir?

2007 haberleri arasında geçen bir başlıkta Hristiyan, Müslüman ve Musevilerin katılımı olacağı bildirilen ancak daha sonra Musevilerin katılmadığı cinsel yönelim haklarını protesto için toplanan 3000 kişilik protestocular kaygılarını dile getirmiştir.

Bu konuda ortak paydada buluşan fakül din mensupları gidişatı değerlendirmişlerdir.

Yahudilikte eşcinsellik, Tevrat zamanına kadar dayanır ve Tekvin ile Levililer kitaplarında bahsedilir. Tevrat, geleneksel bakış açısına göre eşcinsellikten iki kere bahsetmektedir:

  • “Kadınla yatar gibi bir erkekle yatma. Bu iğrençtir.” (Tekvin 18:22)

  • “Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir.” (Levililer 20:13)

Hristiyanlık (Katolik ve Ortodoks) literatüründe kesin bir dille reddedilen eşcinsellik haram olarak kabul edilmektedir.

İslam literatüründe eşcinsellik, Lûtîlik ve livata olarak adlandırılmaktadır (Hâdimi, 1994: 299). Kur’an-ı Kerim’de Mearic Suresi’nin 29, 30 ve 31. ayetlerinde ve Nûr Suresi’nin 6. ve 7. ayetlerinde; nikahlı eşler ve sahip olunan cariyeler dışındaki bütün cinsel ilişkiler haram kılınmakta, dolayısıyla “Lûtîlik” olarak adlandırılmaktadır (Özbek, 1987).

Aynı şekilde Lût Suresinde erkekler arası ilişkileri kınayan ve yasaklayan bir çok ayet bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de eşcinselliğin kesin olarak yasaklandığını ve bu tür bir cinsel ilişkinin “livatalık” olacağını bildiren en kesin yargı, A’râf Suresi’nin 80 ve 81. ayetlerinde görülmektedir.

İslamiyet’te, eş ile cinsel ilişkide bulunmak zorunlu görülmüş, eş ile cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınmak günah olarak kabul edilmiştir. İslam sadece kadınlarla livata yapılmasını değil, erkeklere de livata (arkadan ilişki) yapılmasını şiddetle yasaklamıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lût’un kendi kavmine ve topluluğuna peygamber olarak gönderildiği belirtiliyor ve A’râf Suresi’nin 80–84. ayetlerinde Lût’un kadınları bırakıp şehvetli erkeklerle ilişkiye giren kavminin uyarılmasına rağmen yollarından dönmediği, helak edildiği ve kavminin üzerine kızgın taşların yağdığı anlatılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle yazmaktadır:

“Lût’u gönderdik. Milletine ‘Sizden önce dünyada hiç kimsenin yapmadığı kötülüğü mü yapacaksınız? Çünkü, siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşmaktasınız. Doğrusu, hayasızlıkta çok aşırı giden milletsiniz…’ demişti.”

Kavminin cevabı sadece “Onları şehrinizden çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış” demek oldu. Lût’u ve yakınlarını kurtardık, yalnız karısı kurtulmadı ve geride kalanlarla helak oldu. Onlara yağmur gibi taş yağdırdık.

“Hz. Peygamber’in (S.A.V.) en büyük korkusu, kendi ümmetinin de Lût kavminin izinde yürümesidir.”

Hz. Ayşe, Allah’ın Resulü’nü üzgün gördü. Üzgün görünce sordu:
– “Sizi üzen nedir ya Resulallah!”
– “(Beni üzen) ümmetim için pek çok korktuğum uygulamadır, Lût toplumunun yaptığını yapmalarıdır.”

Erkekler arası eşcinsel ilişki hemen her dönemde ve her toplumda cinsî bir sapkınlık olarak görülmüş ve kınanmış, dinlerin de ortaklaşa mücadele ettiği çirkin bir davranış olmuştur.

İslam dini, cinselliği tabii bir vâkıa olarak kabul edip cinsel ihtiyaçların makul ve meşru zeminde giderilmesine imkân vermiş, ancak cinselliğin insanlık onur ve değerini ihlâl edecek biçimde kontrolsüz kullanımını önleyici bazı sınırlamalar getirmiştir.

Evliliğin teşvik edilip aile hayatını ve kurumunu korumaya yönelik tedbirlerin alınması, iffetin ve neslin korunmasının dinin temel gayeleri arasında gösterilmesi, cinsel sağlık ve ahlâk eğitimine önem verilmesi, müstehcenlik, fuhuş ve zina ile mücadele edilmesi böyle bir anlam taşır. Bunun için Kur’an ve Sünnet’te cinsî hayata ilişkin olarak birçok ayrıntılı düzenleme ve hüküm yer almıştır.

Kaynak: İslam Ansiklopedisi – Livata

Eşcinselliğe karşı korunma nasıl olur? Önlenebilir mi?

Alkol tüketiminin yasak olduğu bir kültürden geliyorsanız, vücudunuz alkolü nasıl metabolize ederse etsin, alkolik olmanız zor olacaktır.

Eğer bir ailede ya da saldırganlığın pek kabul görmediği bir kültürün parçası olarak büyüdüyseniz, saldırgan olma olasılığınız azalır.

Erken yaştan itibaren agresif eğilimlerinizi nasıl kontrol edeceğinizi öğrenirsiniz. Öğrenme ve yetiştirilme şeklinin bağımlılıklarda ve davranış bozukluklarında nasıl önleyici olabileceğini de bu şekilde görüyoruz.

Daha önce değindiğimiz sebeplerin oluşmasına mümkün olduğunca izin vermemek, farkındalık ve ailelerin gerektiği gibi bilgilenmesi, eşcinselliği destekleyecek yayın, görüntü, rol modellerine maruz bırakmamak ve devlet eliyle de bırakılmamak önemlidir.

Gerçek bir aile hayatı sürebilirler mi?

Hayır. Ancak evcilik oyunu gibi olabilir. Bir şeye evlilik demek onu evlilik yapmaz. Evlilik her zaman bir erkek ve kadın arasında bir antlaşma ile olmuştur.

Doğası gereği üreme ve çocukların eğitimi ve birliği, sağlıklı toplumsal adaptasyon sürdürülebilirliği için gerekli olandır.

Eşcinsel yakınları nasıl davranmalı?

Eşcinsel ebeveyni ya da yakını olmanın ailesel veya toplumsal etkisine bağlı olarak değişik tepkiler ortaya çıkabilir. Bu durum aileyi suçlayıcı ve suçlanma duygularına itebilir.

Beraberinde yoğun öfke duygularıyla ailenin bu ferdine dışlayıcı ve cezalandırıcı davranmak onu kazanmak ve tedavi seçeneğinden uzaklaştırır.

Yalnızlık duygusu eşcinsel bireyleri başka psikolojik sorunlara ve yanlış ilişki ve kişilere yönlendirebilir.

Koşulsuz sevgi ne olursa olsun çocukluktan itibaren bir ihtiyaçtır. Ve hangi hastalıkta olursa olsun, temel iyileştirici unsurlardan biridir.

Hem onun hem kendimiz için tedavi edici yönde profesyonel birinden destek almak gerekli olacaktır. Bu süreçte onu da kendinizi de toplumsal kopmaktan önlemelidir.

Sorularınıza Yanıt Bulun

Çocukların ve ailelerin korunmasına yönelik en çok merak edilen soruları sizin için yanıtladık. Aradığınız bilgiye ulaşamazsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.